Yapılan araştırmaların çoğunda, Covid-19’un tamamen sona erdirilmesinin mümkün olmadığı, virüsün çok azalmasına karşılık dönemsel veya mevsimsel olarak ara sıra karşımıza çıkmaya devam edeceği öngörülmektedir. Think Global Health gibi pek çok uluslararası kurum; şu ana kadar alınan önlemler ile insanların tamamen korunmasının mümkün olmadığı[1], amacın virüse karşı zaman kazanmak olduğu ve yeni bir aşı ve/veya ilaç bulunana kadar hayatımızın eskisi gibi olmayacağı yönünde açıklamalar yapmaktadır.

Salgın döneminde, ülkelerin virüse maruz kalma rakamlarının farklı zaman ve yoğunluklarda meydana gelmesi, ticaret savaşlarında avantaj sağlama hedeflerini güçlendirdiği görülmektedir. Örnek olarak, Çin Halk Cumhuriyeti virüsle mücadele ederken, diğer ülkelerin, Çin Halk Cumhuriyeti’nin baskın olarak hakim olduğu üretim ve perakende sektöründe meydana gelen boşluğu doldurmaya çalışması, bu konularda atılımlar yapma çabasında olması bunun en güzel örneklerinden biridir. Güncel durumda, Çin’de ortaya çıkan virüs kontrol altına alınmış, hayat ve üretim belli bir kapasitede devam etmeye başlamış gibi görünse de; orta ve uzun vadede Çin’den diğer ülkelere doğru sermaye akışı olabileceği, bu durumun rekabetçi ülkeler için fırsat olabileceği değerlendirilmektedir.

Diğer taraftan, sosyal mesafe, toplantı bariyerleri, fabrika ve üretimin durdurulması, evden çalışma gibi pek çok yeni önlemin, konsept olarak günlük hayatlarımıza sokulduğu yeni dünyada; yıllardır tamamlanmaya çalışılan dijitalleşme, online satış, etkili iş yönetimi, alternatifli nakit akışı, güçlü tedarik zinciri ve etkili mevzuat/risk yönetimi gibi kavramların şirketler için hızlı bir şekilde adapte edilmesine sebep olmuştur.

Devletlerin virüsle mücadele politikalarının şirketlere mevzuat şeklinde yansıması, şirketlerin risk yönetimi, iç denetim departmanları ile dış hukuk danışmanlarının önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Yeni risklerin henüz yasalaşma dönemindeyken öngörülmesinin ve yansımalarının tespit edilmesinin, potansiyel tedbirlerin şirketler bünyesinde hızlı şekilde uygulanmasının önemini bilerek, bizler de henüz kanun tasarısı aşamasında olan mevzuatları daha yakından takip etmeye, bu konularda müvekkillerimizi efektif şekilde bilgilendirmeye, gelen soruları hızlı ve etkin bir şekilde yanıtlamaya yoğunlaşmayı tercih ettik.

Bununla birlikte, bu yarışın kısa mesafe değil uzun mesafeli bir yarış olduğunun ve henüz yarışın yeni başladığının farkında olmalıyız. Nitekim, Covid-19’un yakın zamanda sona ermeyeceği gerçeği ile barış yapan ancak virüse bağlı günlük vaka sayılarında düşüş yaşayan ülkeler, ekonomilerindeki çıkmaza son vermek amacıyla, çok hızlı bir şekilde “Yeni Normal” olarak tabir edilen, Covid-19’un etkilerinin azaldığı ancak tam olarak sona ermediği döneme hazırlık yapmaya başladı.

Yeni Normal teriminin aynı zamanda, 2007-2008 krizi sonrası başlayan, 2008-2012 yılları arasındaki küresel gerileme dönem için de kullanılmış olması dikkat çekmektedir.

Ülkelerin kendi içerisinde alacağı yeni tedbir ve sınırlamalar dahilinde, kendi ülkeleri ve diğer ülkelerdeki şirketler ile rekabet etmeye çalışan şirketlerin Yeni Normal’in kuralları ile oyuna devam etmesi gerekmektedir.

Salgın başlangıcında ve yükseliş dönemlerinde olduğu gibi, salgının azalışa geçtiği bu dönemde de ülkelerin kolektif olarak karar ve tedbirler almak yerine, bireysel ölçekte müdahalede bulunmaya devam ettiği görülmektedir. Bu durum, ekonomi ve iş dünyasında, rekabetin daha çok artmasına, salgınla mücadele eden ülkelere rakip şirket ve ülkelerde, salgının bir tür “şans” olarak addedilmesine sebep olmuştur.

Nitekim, Covid-19 süresince, önde gelen araç üreticilerinin, henüz üretimi durdurmayan bazı Avrupa ve Ortadoğu ülkelerinde üretime devam edebildiklerine şahit olduk. Bu olumlu avantajı fark eden yatırımcıların, rekabette geri kalmamak için yatırımlarını farklı ülkelere kaydırarak riski azaltma çabası içine girebileceği, daha esnek tedbir ve kısıtlamalara başvuran ülkelerin gelecekte yatırımcılar için daha çekici hale gelebileceği öngörülmektedir. Bu kapsamda, tedbirleri esnek uygulayarak, üretim ve tedarik sektörünü aksatmamaya özen gösteren Türkiye’nin de yatırımcı ve üretimciler için stratejik bir konumda olabileceğini değerlendirmekteyiz.

Diğer taraftan, salgın sürecinden etkilenmeyen hatta tam aksine pazar payı artışı gösteren sektör ve alanlara geçişin artması Yeni Normal’in bir diğer yansıması olarak görülebilir. Bu sektörler arasından perakende ve e-ticaret, temizlik, gıda, ilaç ve biyo-teknoloji, çocuk-bebek ürünleri, medya, eğlence ve internet teknolojileri öne çıkmaktadır. Nitekim, bu sektörlerde olmayan bazı şirketlerin, salgın döneminde maske ve tıbbi cihaz üretimi ar-ge çalışmalarını tamamlayarak, üretime geçiş yapması, önceden online satış kanallarını çok kullanmayan şirketlerin bu yönde atılımlar yapması bu sektörlerin ne kadar önemli olduğunu açıkça göstermektedir. Önümüzdeki Yeni Normal döneminde de, bu sektörlerin gelişmeye devam edeceği tahmin edilmektedir.

Bu doğrultuda, yatırım yapılacak sektörlerin, yatırımın yapılacağı ülke mevzuatı ve Covid-19 döneminde almış olduğu tedbirlere göre değerlendirilmesi, ülkenin geçmiş aksiyonlarının da incelenmesi ve sonuç olarak en uygun sektör-ülke kombinasyonun elde edilmesi yatırımın başarılı olup olmayacağı üzerindeki oldukça önemli olacaktır.

Yeni Normal’e giriş yaptığımız bu günlerde, henüz tamamlanmayan dijitalleşme ve online satış süreçlerinin bir an önce tamamlanmasının, üretimde otomasyonların hızlandırılması, mevzuat takip ve uygulama sistemlerinin oluşturulması, sözleşmelerin yeni gerçeklik ve koşullara göre yapılmasının/uyarlanmasının, yeni projelerin güncel veya potansiyel mevzuat yönünden uygulanabilirliğinin tespit edilmesinin ve her gün değişen mevzuatla gelen yasal sürelerin takip edilmesinin, dava ve tahsilat konularında avukatlar ile yakın çalışılmasının oldukça önemli olacağı görüşündeyiz.

[1] https://www.thinkglobalhealth.org/article/new-normal-covid-19-next-steps-we-must-take